Çin/Lushan - Sisli Dağlar...

Author: LUGAS // Category:



Çin'de meydana gelen deprem sonrası beni merak edip nasıl olduğumuzu soran yorumlarınız için gerçekten minnettarım. Sadece ben değil, içten yorumlarınızı okuyan ailem de çok mutlu oldular endişe ve desteğiniz için. Hepinize derin teşekkürlerimi sunuyorum.

Yazmadan edemeyeceğim, bu aralar bloga devam etme hevesim çok aza inmiş durumda. Her defasında daha da öğretici, daha da işe yarar bir tarif ya da yöntem bulma çabasında galiba biraz kendime baskı uyguladım, bu da beni mutfaktan uzaklaştırdı. Bir de son zamanlarda yaptığım bir kaç deneme beni hayal kırıklığına uğratınca iyice elimi eteğimi çekmek istedim. Bu aralar pek paylaşımda bulunamazsam ne olur bana kırılmayın, en kısa zamanda kendimi toparlayacağım, söz ;)

Daha önce buradan sizlere küçük bir geziye çıkacağımı ve hayal ettiğim gerçek Çin'i tanıma turlarıma başlayacağımı duyurmuştum. Bunlardan ilkini geçtiğimiz hafta sonu gerçekleştirdik. Yaşadığımız yere 3,5 saat uzaklıkta, Lushan denilen bir bölgeye gittik. Yol boyu, gözümüzün alabildiği kadar yeşile doyduk. Pek çok göl, 1-2 gölün üzerinde de çan şapkalı balıkçılar vardı, aynı hayal ettiğim gibi. En güzeli ise adım başı rastladığımız basamak basamak yapılarıyla pirinç tarlalarıydı. Kendimi çocukluğumda izlediğim belgesellerde, filmlerde buluverdim birdenbire. Bu güzelim tabloları çekmeye çalıştım ama malesef sadece çizgi olarak çıktılar. Makinemin ayarlarını çabucak öğrenmem lazım :)

Lushan kenti kaplıcalarıyla ünlü bir kent. Zaten şehre girerken adım başı gördüğümüz (etekli) mayocular da bu sulaklığın habercileri gibiydi. (Mayo durumundan bahsedeceğim ayrıntılarıyla daha sonra) Dağların eteklerinde yanyana kurulmuş kaplıca otelleri şimdilik pek keşfedilmemiş olsa da, yakın zamanda turist akınına uğrayacak gibi görünüyor.



Yolculuk sona erdikten sonra odalarımıza yerleşip öğle yemeği yedik ve dağdaki tapınakları ve şelaleleri gezmek üzere yola koyulduk. Yolculuğumuzun ilk durağı Lushan şelalesiydi. Buraya adını veren şelaleyi ilk resimde, sağ tarafta görebilirsiniz. Bu şelaleye ulaşmak için tek yol, ucu bucağı görünmeyen teleferik hattıydı, biz de biletlerimizi almak üzere görevlilere yöneldik.


Biletlerimizde güvenlik nedeniyle sigortalandığımız yazıyordu, bu da beni endişelendirmedi desem yalan olur. Oğlumu teleferiğe almadılar, bu nedenle kayınvalidemle ikisini aşağıda bıraktık. Zaten ben de onu götürmeye taraftar olamazdım. Yukarıya çıkana kadar ne kadar korktuğumu, ne dualar sıraladığımı anlatamam. Bazı yerlerden geçerken gözümü kapattım bazılarından geçerken ise ağladım :) Yine de bakabildiğim zamanlarda etrafı inceledim ve muhteşem pirinç tarlalarını yukarıdan izleme şansı buldum. Bence Allah, Çinliler'e inanılmaz bir doğa ve bitmek tükenmek bilmeyen kaynaklar bahşetmiş. Arkamızda dev gibi Yangtze nehri, karşımızda şelaleleriyle, başları sislerin içinde kaybolmuş yeşil giymiş dağlar, her iki yanımızda alabildiğine pirinç tarlaları, ağaçlar, yeşillikler vardı...


Teleferik yolculuğumuzun ilk yarısına gelince hareket halindeki araçtan indik ve bir "Buda" heykelini ziyaret ettik.



Nasıl olup da binlerce metre yukarıya heykeller dikip, en kıyı köşede kalmış mağaralara inziva yerleri yaptıklarına hala şaşıyorum. Teleferikle yukarı çıkarken, yeşilliklerin arasında çok eski görünüşlü basamaklar gözüme çarpmıştı. Demek ki insanlar, saatler boyu belki de günlerce süren yorucu bir yolculukla varıyorlardı yerlerine.

Kısa moladan sonra tekrar hareket halindeki teleferiğe atladık ve dağın tepesine doğru devam ettik. Bir süre sonra zirveye vardık ve ilk noktamız olan bir tapınma yerine geldik.


İçeride bir Çin keşişi, elimize tütsüler vererek Buda için yakmamızı söyledi. (Buda'nın önündeki elma dolu tabağa dikkat lütfen) Tütsüleri oradaki yanan mumlardan yakıp, yine tütsülerden oluşmuş bir demetin içerisine sapladık. Tabii onca soğukta bekleyen keşiş amcaya bağışta bulunmayı da unutmadık ;)


Daha sonra sislerin içinden yukarı doğru daracık basamaklardan tırmandık ve ikinci bir tapınağa rastladık. Biz her ne kadar girmeye istekli olmasak da görevli biri tarafından bunu yapmanın bir gelenek olduğu konusuda uyarıldık, böylece ikinci tütsü yakma eylemini de gerçekleştirmiş olduk. Tabii bu sayede de Çin hacısı olduk :)





Tüm bunları çok rahat yapmışız gibi anlatsam da inanılmaz tehlikeli uçurumların yanından geçtik, bol kaygan kayalardan basamaklar kullandık ve sinsi sisin yağdırdığı buz gibi yağmurun altında yol aldık. Yolculuğumuzun son durağı şelalenin başı oldu. Bu fotoğrafı çektirirkenki hissettiğim, ne içimde kopan korku fırtınalarından bahsedeceğim ne de yükseklik fobimden :)





Tekrar yarım saati aşkın bir bol dualı iniş sonrası, yeri öptükten sonra otelimize geri döndük. Bu noktada biraz yemekler ve yaşantıya değineyim istiyorum. Gittiğimiz otel yabancı menşeili olduğu için az da olsa Batı tarzı yemekler bulmamız mümkün oldu. Ama yine de bol domuz eti çeşidi kullandıkları için daha makarna vs. yönelik yemekler yedik. Çin'de kullanılan pek çok baharat ve sebzeye henüz alışamadım. Bir de "suşi"ye. Hala çiğ balık ve tuzsuz lapa pirinçli yosun sarmasında ne buluyorlar anlamıyorum. Bilen varsa anlatsın da bir dahakine anlamayı deneyeyim lütfen ;) Ama görüntülerine gelince böyle bir albeniyi başka hiç bir yemekte görmedim. Adeta birer minik tablo gibilerdi. Tüm bunlara rağmen denemelerimden de biliyorsunuz ki tatlılarına diyecek tek sözüm yok. Kaldığım süre boyunca kendimi tatlı ile doyurdum diyebilirim. Fakat tatlılarla da arama sınır koymadım diyeyem, özellikle "salatalık mousse" gördükten sonra :) Bir de hala ne olduğunu anlamadığım, koyu kahverengi minik jöle küpleri vardı. Kelime-i şehadet getirip tattığımda da yine ne olduklarını anlayamadım. Umarım içimde büyüyüp yaratığa dönüşmezler.






Tabii Çin'de her yerde olduğu gibi burada da çok hoş sunum ve süslemelere rastladım. Onların da fotoğraflarını paylaşmadan edemeyeceğim. Fotoların üzerine tıklayıp büyük hallerine bakabilirseniz belki sizlere de süsleme fikirleri verebilirler. Özellikle sağ üst köşedeki makaron süslemeli tatlıya dikkat lütfen. Eğilip incelediğimde muhteşem fırfırlanmış etekli makaronlar buldum karşımda :)



Yazım gittikçe uzuyor, farkındayım, galiba iki ayrı bölüme ayırmadan bu geziyi tamamlamayı başaramayacağım. Aslında yaşadıklarımı en başından beri bir gezi-biyografi gibi anlatacağım yeni bir blog açmayı da düşünmüyor değilim. Fakat tüm çıplaklığıyla yaşadıklarımı yazarsam bir Çinli veya Çin dostunu kırar mıyım bilemiyorum. Çünkü buradaki sıkıntımı ya da yaşadığım zorlukları, komikliğe veya eğlenceye dökerek deşarj oluyorum. Bakalım, buna önümüzdeki günlerde karar vereceğim.

Yazımın devamında kaplıca maceramdan ve ertesi gün gittiğimiz doğa harikası ulusal bir parktan ve yolculuk boyu çektiklerimizden bahsedeceğim. Şimdilik hoşçakalın ;)

0 Responses to "Çin/Lushan - Sisli Dağlar..."

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...